BAŞAKŞEHİR DOST MECLİSİ

Hani bir şeyler bazen öyle bir anlatılır ki, efsane gibi. Hayalinizde ne canlandıracağınızı bilemez, uçar gidersiniz. İşte ben de öyle uçup gitmiştim Başakşehir’i zihnimde canlandırırken. Benim aklıma ilk gelen etrafta başakların boy gösterdiği, fıskiyeli havuzlar çevresinde oturabileceğiniz, rengârenk çiçekler arasında kelebeklerin uçuştuğu, yemyeşil bir belde. Neden böyle canlandırmıştım zihnimde onu açıkçası bilmiyorum. Kim anlatmıştı? Buna kim ya da kimler sebep olmuştu? Valla onu da bilmiyorum.

Kocaman kocaman apartmanlar dikilmiş, sonra etrafında ver ha dolaştığımız, sonrasında tekrar tekrar durmayıp ha bire döndüğümüz, her ne kadar isimleri yoksa bile -bizim rotondo dediğimiz- meydan mı deriz Türkçe neyse işte onlardan da bol miktarda yapılmış. Ağaçlar yol kenarlarına dikilmiş ancak, henüz fideden farkları yok. Alış veriş yapacak bir bakkal sadece var... Derken ilk girerken gördüğüm levhayı hatırlıyorum. Başakşehir... Hele bilmem kaçıncı etap... Sonrasında Onurkent. Tam bir şok içerisindeyim. Hayalimde kurduğum, canlandırdığım Başakşehir yıkılıyor birden. Alt yapının altı üstüne geçerken daha dün inşa edilen şehrin her yanından pas akıyor adeta. İsyanın eşiğindeyim… Telefon üstüne telefon ediyoruz. “Cama çıkın, seccade asın, mendil sallayın”. Yolda karşılaştığımız her Leyla’ya adres soruyoruz. Etrafında dolaştığımız meydanların adı da olmayınca, bulunduğumuz yeri anlatabilme çabasıyla elden ele dolaşan bir telefonla altımızda araba, biz adını okuyabileceğimiz bir otobüs durağı arayıp, taksi şoförlerinden medet umuyoruz. Neyse ki, epey bir tur attıktan sonra, akşam olmadan hedefe ulaşıyoruz. (Sabah 8.30 sularında mı çıkmıştım ne yola). Arkadaşımızın evi, yüksek bir apartmanın son katında iki katlı, oda oda bir ev. Her bir odasında ayrı bir açılıyor gönlünüz. Mutfağı deseniz ayrı bir derya. Allah gülerek oturmayı nasip etsin. Amin. Mutluluklarını daim etsin, mutluluklar içinde kılsın InshaAllah. Bakıyorum ki çok onure oluyorum, ben geceliyorum Onurkent’te. :)

Çok geçmeden sofrada yerimizi alıyoruz. Neler yoktu ki soframızda? Açılışı tereyağlı tavuklu keşkekle yapıyoruz. Ben ilk defa yiyorum. Sonrasında demlenmiş çay eşliğinde Allah ne verdiyse... Tepsi böreği, kabak salatası, mantı, ev sahibi arkadaşımın yeğeni tarafından özellikle hazırlanan limonlu kırmızılahana salatası, ayrıca yoğurtlu kırmızılahana salatası, çikolatalı parfe ve adını bilmediğim galeta unuyla yapılmış bir tatlı daha.

Hepsi keyifle hazırlanmış, özenle sunulan ayrı ayrı harikulade lezzetler. Özellikle güne damgasını vuran tavuklu keşkek ve çikolatalı parfeydi. Benim favorim ve aynı gün tarifini aldığım tabii ki de çikolatalı parfe. Pek yakında yayınlanmak üzere, tarif defterimde yerini aldı. Fakat tüm bunlardan daha önemlisi beş çift güler göz idi.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !